Bazen bazı yazılar seni bulur. Sen onu aramazsın, o karşına çıkar. Belki bir arkadaşının paylaşımında, belki de gece kaybolduğun sosyal medya akışında… Ama o başlığı gördüğün an, içinde bir şeylerin durduğunu hissedersin. Kalbin bir anlığına teklemiş, nefesin boğazına takılmış gibi olur. Çünkü o kelimeler, senin yıllardır içten içe bildiğin ama bir türlü adını koyamadığın o derin sızıyı tarif eder. İşte bu yazı da onlardan biri olabilir. Bir şeylerin yanlış gittiğini, hep bir parçanın eksik olduğunu, yaşıtların kahkahalarla koşarken senin neden hep bir kenarda durup etrafı gözlemlediğini hep merak ettin. Bu satırları okurken, o küçük “yetişkinin” omuzlarındaki görünmez yükü hissedebiliyorum. Bu bir tesadüf değil. Bu, içindeki o küçük kızın “Beni gör, beni duy” deme şekli. Artık onu duyma ve çalınan o çocukluğu geri alma vakti geldi.
Sorumlulukların omzuna erken binmesi
Düşünsene, daha kumdan kaleler yapman gereken yaşta, evin faturalarını dert ederken buldun kendini. Belki küçük kardeşinin bakımını üstlendin, belki de evin alışveriş listesini sen hazırladın. Omuzların, bir çocuğun taşıması için çok ağır olan yüklerle doluydu. “Aferin ne kadar da sorumluluk sahibi” dediklerinde gülümsemeye çalıştın ama içindeki o parkta oynamak isteyen çocuk sessizce ağlıyordu. Herkes senin ne kadar “olgun” olduğunu söylerken, sen aslında ne kadar yorgun olduğunu kimseye söyleyemedin. O yükün altında ezilen küçücük omuzlarını hatırlıyor musun? Omuzlarında hissettiğin o gerginlik, aslında o günlerden kalan bir fısıltı. İşte bu, çocukluğun ilk çalındığı andı. Senden beklenen, yaşının çok ötesindeydi.
Duygularını bastırmayı öğrenmek
Ağlamak bir lükstü. Öfkelenmek bir sorundu. Korkmak bir zayıflıktı. Evdeki atmosfer o kadar kırılgandı ki, senin duygularının yaratacağı en ufak bir dalgalanma bile her şeyi altüst edebilirdi. Nasıl desem, sen de bunu çok erken fark ettin. Bu yüzden duygularını yutmayı öğrendin. Boğazına oturan o yumru, aslında söyleyemediğin “ben yoruldum” çığlığıydı. Gözyaşlarını içine akıttın, kahkahalarını kıstın. Çünkü senin duyguların için yer yoktu. “Sorun çıkarmayan” çocuk olmanın bedeli, duygusal olarak kendini kapatmaktı. Biliyorum, bu çok zordu. Duygularını hissetmek yerine onları analiz etmeyi öğrendin. Soğukkanlı ve mantıklı olmak, hayatta kalma mekanizman haline geldi. Tanıdık mı?
Ebeveynlerinin ebeveyni olmak
Bir de şu var… Annenin sırdaşı, babanın akıl hocası oldun. Onların evlilik sorunlarını dinledin, maddi sıkıntılarına çözüm bulmaya çalıştın. Onlar sana yaslanırken, senin yaslanabileceğin kimse yoktu. Bu duruma psikolojide parentification (ebeveynleşme) deniyor; yani bir çocuğun, ebeveyninin rolünü üstlenmesi. “‘Ama annemin bana ihtiyacı vardı, o çok yalnızdı’ diye düşünmüş olabilirsin.” Evet, sana ihtiyacı vardı ama bir çocuğun görevi, ebeveyninin duygusal boşluklarını doldurmak değildir. Senin görevin oynamak, keşfetmek ve güvende hissetmekti. Onları teselli ederken, kendi korkularını ve ihtiyaçlarını kim teselli etti? Kimse. İşte bu yüzden bugün ilişkilerinde hep veren taraf oluyorsun belki de…
Oyun oynamayı ve “çocuk gibi” olmayı bilmemek
Yaşıtların sokakta koştururken sen ya evde bir iş yapıyordun ya da bir köşede büyükler gibi oturuyordun. Oyun oynamak sana yabancı, hatta anlamsız geliyordu. “Çocuk gibi” davranmak, şımarmak, sorumsuz olmak… bunlar senin lügatında olmayan kelimelerdi. Bu yüzden yetişkin olduğunda bile rahatlamakta, anın tadını çıkarmakta, sebepsizce eğlenmekte zorlandın. Bir partide herkes dans ederken kendini kenarda onları izlerken buldun mu hiç? İçindeki o eleştirel ses, “Saçmalama, ne gereği var?” diye fısıldadı mı? O ses, sana çocuk olmayı yasaklayan geçmişin sesi. Oynayamadığın her oyun, içinde birikmiş bir özleme dönüştü.
Sürekli onay ve takdir arayışı
Sevgi ve kabul görmek için hep bir şeyler “yapmak” zorunda hissettin. Sadece var olman yeterli değildi. Uslu durmalıydın, başarılı olmalıydın, sorumluluklarını yerine getirmeliydin. “Aferin” kelimesi, senin için en değerli madalyaydı. Bu yüzden bugün bile kendini sürekli bir şeyler kanıtlamaya çalışırken buluyorsun. Başkalarının onayı olmadan kendi değerini görmekte zorlanıyorsun. Bir hata yaptığında hissettiğin o derin utanç ve suçluluk, aslında “Eğer mükemmel olmazsam sevilmem” diyen o küçük çocuğun korkusu. Bak, sana bir sır vereyim mi? Sevgi, bir performans karşılığında kazanılan bir ödül değildir. Sen sadece sen olduğun için sevilmeye layıksın.
“Sorun çıkarmayan” uslu çocuk olmak
İhtiyaçlarını dile getirmek, sınırlar koymak, “hayır” demek… Bunlar senin için neredeyse imkansızdı. Çünkü “sorun çıkaran” çocuk olmak istemedin. Ailedeki hassas dengeyi bozmaktan, bir yük olmaktan o kadar çok korktun ki, kendini görünmez kılmayı seçtin. Kendi isteklerini ve hayallerini bir kenara bırakıp, hep başkalarının beklentilerine göre hareket ettin. Uyumlu, sessiz ve itaatkârdın. Ama işin acı yanı şu ki, sen sorun çıkarmadıkça kimse senin bir sorunun olup olmadığını merak etmedi. Görünmez olmak, güvende olmaktı belki… ama aynı zamanda çok yalnızcaydı. Bugün hala “hayır” demekte zorlanıyorsan, sebebi bu olabilir mi?
Yetişkinlikte tükenmişlik ve boşluk hissi
Her şeyi doğru yaptın. Okulunu bitirdin, iyi bir işin oldu, sorumluluklarını harfiyen yerine getirdin. Dışarıdan bakınca “başarılı” bir hayatın var. Peki neden içinde anlamlandıramadığın o devasa boşluk hissi var? Neden sürekli yorgunsun? Hani, sanki pilin hiç tam dolmuyor gibi. İşte o boşluk, aslında hiç yaşanmamış, doyasıya tadı çıkarılmamış o çocukluğun yankısı. O yorgunluk, çocukluğundan beri taşıdığın o ağır yüklerin birikimi. Çocukken dinlenemediğin için şimdi tükendin. Çocukluğun faturası, yetişkinliğine kesildi. Ama bu bir son değil. Bu sadece bir farkındalık anı. Ve her şey fark etmekle başlar.
Tüm bunları okurken belki gözlerin doldu, belki de kalbin sıkıştı. Bu çok normal. Çünkü yıllardır susturduğun o küçük kız, sonunda duyulduğunu hissetti. Evet, çocukluğun bir kısmı çalınmış olabilir. Bu gerçeği değiştiremezsin. Ama bugünden itibaren o çocuğu geri kazanabilirsin. Onun elinden tutabilir, ona hiç oynayamadığı oyunları oynamayı öğretebilir, hiç duymadığı o şefkatli sözleri fısıldayabilirsin. Artık kendi ebeveynin olma zamanı. Onu koruyan, kollayan ve koşulsuzca seven o yetişkin, sensin. Bu yolculuk kolay olmayacak ama emin ol, hayatının en anlamlı yolculuğu olacak. O küçük kız, seni bekliyor.
💜 Daha derine inmek istersen…
📝 Ücretsiz Testler → Testleri Keşfet
📚 Rehberlerin Hazır → E-Kitapları Keşfet
