“Sana inanıyorum” – İç çocuğunun en çok duymak istediği söz.

Bazen bir fısıltıyla başlar her şey. İçinde, tam olarak adını koyamadığın ama varlığını her hücrende hissettiğin sessiz bir birikimle. Yıllarca süren bir gürültünün ortasında, kendine ait olmayan duyguların, sana yüklenen sorumlulukların ve beklentilerin ağırlığı altında ezilirken, bir yerlerde bir şeylerin derinden yanlış olduğunu bilirsin. Bu, mantığının değil, ruhunun bildiği bir gerçektir. Bu satırları okuyor olman da bir tesadüf değil. İçgüdülerin, o susturulmuş ama asla pes etmemiş sesin, seni buraya, bu kelimelere getirdi. Çünkü o ses, artık duyulmak istiyor. Değişim, işte tam bu anda, o fısıltıyı ciddiye almaya karar verdiğin o kutsal farkındalık anıyla başlar. İçindeki o küçük, unutulmuş çocuğun elini ilk defa gerçekten tutmaya niyetlendiğin o anla. Bu konuda o kadar çok kadının hikayesine tanıklık ettim ki, biliyorum, bu yolculuğun ilk adımı ne kadar ürkütücü görünse de, atacağın en değerli adım olacak.

“Seni Görüyorum”

Düşünsene… Belki de çocukluğun, görünmez olmaya çalıştığın bir sahneydi. Duyguların, ihtiyaçların, hatta varlığın bile sanki bir camın arkasındaydı. Oradaydın ama kimse gerçekten bakmıyordu. Aile fotoğraflarındaki gülümsemenin ardındaki boşluğu, odanda tek başına oynarken hissettiğin o derin yalnızlığı kimse fark etmedi. İçindeki o küçük çocuk, fark edilmek için çırpındı durdu. “Anne, baba, bakın buradayım!” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. İşte bugün, yetişkin sen olarak ona dönüp “Seni görüyorum” dediğinde, yılların görünmezlik pelerinini onun üzerinden kaldırmış olursun. O an, kalbinin ortasında bir yerlerde sıcak bir şeylerin aktığını hissedebilirsin. Evet, aynen. Çünkü ilk defa, en çok ihtiyaç duyduğu kişi tarafından fark ediliyor.

“Seni Duyuyorum”

“Abartma.”, “Çocuk gibi davranma.”, “Şimdi sırası değil, sus.” Bu cümleler tanıdık mı? Ne zaman bir şey hissetsen, bir derdini anlatsan ya da sadece bir fikrini söylesen, duvarlarla karşılaştın belki de. Sesin kısıldı, kelimelerin havada asılı kaldı, duyulmadı. İçindeki çocuk, anlatmak istediklerinin bir önemi olmadığına, hislerinin yanlış olduğuna inanmaya başladı. Nasıl desem, kendi iç sesinden şüphe duymayı öğrendi. Şimdi ona “Seni duyuyorum” demek, o susturulmuş çığlıklara bir yankı vermektir. “Anlat bana, ne oldu? Ne hissettin? Her kelimen benim için değerli” dediğinde, onun yıllardır içinde biriktirdiği o yumruyu çözmeye başlarsın. Boğazına takılan o hıçkırıkların serbest kalmasına izin verirsin. Artık güvende olduğunu ve dinlendiğini bilir…

“Hislerin Gerçek ve Geçerli”

Belki de en büyük yaran buydu: Duygularının sürekli olarak geçersiz kılınması. Üzüldüğünde “şımarıklık”, korktuğunda “korkaklık”, öfkelendiğinde “saygısızlık” olarak etiketlendi. Yaşadığın o yoğun duygular, sanki bir suçmuş gibi sana geri döndü. Bu durum, bir tür gaslighting (kişinin kendi akıl sağlığını ve gerçeklik algısını sorgulamasına neden olan bir manipülasyon taktiği) etkisi yaratarak kendi gerçekliğinden şüphe etmene neden oldu. “Acaba ben mi abartıyorum?” diye düşünmüş olabilirsin. Hayır. Bak, o gün o oyuncak kırıldığı için döktüğün gözyaşları gerçekti. Karanlıktan korkman geçerliydi. Sana haksızlık yapıldığında hissettiğin öfke haklıydı. O küçük çocuğa dönüp “Hissettiğin her ne ise, gerçek ve geçerli. Üzülmeye de, kızmaya da, korkmaya da hakkın var” dediğinde, ona en büyük hediyelerden birini verirsin: Duygusal onaylanma. İşte bu, iyileşmenin temel taşıdır.

“Hata Yapmak Sorun Değil”

Mükemmel olmak zorunda hissettiğin o ağır yükü hatırlıyor musun? En ufak bir hatanın büyük bir hayal kırıklığına, eleştiriye veya cezaya dönüştüğü o anları… Hani hep en iyi olman, hep doğruyu yapman, hiç tökezlememen beklenirdi. Bu beklenti, içindeki çocuğun omuzlarına tonlarca ağırlık bindirdi. Denemekten, keşfetmekten, çocuk olmanın doğası olan hata yapmaktan korkar hale geldi. Çünkü hata, sevgiyi kaybetmek anlamına geliyordu. Ona şimdi şefkatle sarılıp “Hata yapmak sorun değil. Hatalar öğrenmenin bir parçasıdır. Seni her koşulda, hatalarınla da seveceğim” demek, omuzlarındaki o görünmez yükü almaktır. Bu söz, ona yeniden deneme cesareti, risk alma özgürlüğü ve en önemlisi, insan olmanın kusurlu doğasını kucaklama izni verir.

“Seni Koruyacağım”

Eğer büyüdüğün ortamda kendini güvende hissetmediysen, sürekli tetikte olmak zorunda kaldıysan, içindeki o çocuk hep bir tehlike bekleyerek yaşadı. Belki fiziksel, belki de duygusal bir tehdit altındaydı. Kimsenin onu korumadığı, en güvendiği insanların onu incittiği bir dünyada, küçük bir bedenle hayatta kalmaya çalıştı. O anlarda ne kadar korktuğunu bir düşün… Şimdi yetişkin halinle, onun en büyük koruyucusu sensin. Ona “Artık ben varım. Seni koruyacağım. Kimsenin sana zarar vermesine, seni incitmesine, sınırlarını ihlal etmesine izin vermeyeceğim” dediğinde, onun yıllardır kasılı duran küçük bedeninin gevşediğini hissedersin. Bu, ona nihayet sığınabileceği güvenli bir liman sunmaktır. O liman, sensin.

“Seni Olduğun Gibi Seviyorum”

Koşullu sevgi, bir çocuğun ruhunda derin izler bırakır. “Uslu olursan…”, “Derslerin iyi olursa…”, “Beni üzmezsen…” diye başlayan cümleler, sevginin bir ödüle, kazanılması gereken bir şeye dönüşmesine neden olur. İçindeki çocuk, sevilmek için sürekli bir şeyler yapmak, bir kalıba uymak, kendinden vazgeçmek zorunda olduğuna inandı. Biliyorum, bu çok yorucu. Sürekli başkalarının beklentilerine göre şekillenmeye çalışmak… Ona şimdi “Seni olduğun gibi seviyorum. Neşeni de, hüznünü de, öfkeni de, dağınıklığını da… Sevilmek için hiçbir şey yapmak zorunda değilsin. Sadece var olman yeterli” demek, ona koşulsuz kabulün ne demek olduğunu öğretmektir. Bu, onun ruhunun en temel ihtiyacını karşılamak, onu ait olduğu o sevgiyle sarmalamaktır.

“Sana İnanıyorum”

İşte en can alıcı nokta. Tüm bu sözlerin zirvesi. Bir çocuk için en yıkıcı deneyimlerden biri, anlattığı bir şeye inanılmamasıdır. Belki okulda zorbalığa uğradığını söyledin ve “Uydurma” dediler. Belki birinin sana kötü davrandığını anlattın ve “Hayal görüyorsun” yanıtını aldın. O an, sadece anlattığın olay değil, senin bütün gerçekliğin reddedilir. İşte bu, derin bir yalnızlık ve çaresizlik tohumu eker. İçindeki o küçük çocuk, kendi algısına, kendi gerçeğine güvenini yitirir. Ona şimdi gözlerinin içine bakarak, tüm samimiyetinle “Sana inanıyorum” demek… Bu iki kelime, o sarsılmış temelleri yeniden inşa eder. “Anlattıklarına inanıyorum. Yaşadıklarına inanıyorum. Gördüklerine inanıyorum. Sana inanıyorum.” dediğinde, ona sadece gerçeğini geri vermekle kalmaz, aynı zamanda kendi iç sesine yeniden güvenmesi için en güçlü temeli atarsın. Bu, her şeyi değiştiren sözdür.

Bu cümleleri içindeki çocuğa söylemek, bir zaman makinesine binip geçmişi değiştirmek değildir. Bu mümkün değil. Ama şöyle ki, bu, bugünü ve geleceği değiştirmektir. Bu, yaralı parçalarını şefkatle bir araya getirmek, kendine ebeveynlik yapmak ve o küçük çocuğa hak ettiği ama asla alamadığı sevgiyi, güveni ve onayı vermektir. Bu yolculuk bir varış noktası değil, bir süreç. Her gün, ona bu sözleri fısıldadığında, içindeki boşlukların sevgiyle dolduğunu göreceksin. Artık yalnız değilsin. Çünkü en çok ihtiyaç duyduğun o kahraman, o şefkatli ebeveyn, sensin. Ve sen, bunu yapabilecek güçtesin. Sana inanıyorum.

💜 Daha derine inmek istersen…

📝 Ücretsiz Testler → Testleri Keşfet

📚 Rehberlerin Hazır → E-Kitapları Keşfet

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top