Bazen bir şeylerin yolunda gitmediğini kelimelere dökemezsin, sadece hissedersin. Karnının içinde, tam olarak adını koyamadığın o hafif burkulma gibi. Telefonunun ekranında beliren o parlak, heyecan verici bildirimlerin yerini, günlerdir süren bir sessizliğin almasıyla başlar her şey. Bu sessizlik sadece bir boşluk değildir; içinde yankılanan sorularla, endişelerle ve kendini suçlamalarla doludur. Hani dersin ya, “Belki de çok meşguldür,” diye kendini ikna etmeye çalışırsın. Ama içindeki o bilge ses, o en derindeki sezgin, bunun sıradan bir meşguliyetten daha fazlası olduğunu fısıldar. İşte bu fısıltı, seni buraya getiren şey. Bu satırları okuyor olman bir tesadüf değil; bu, içgüdülerinin sana yol gösterme şekli. Çünkü bazen en büyük aydınlanmalar, en kafa karıştırıcı sessizliklerin ardından gelir. Bu sessizliğin adını koymaya ve ardındaki dinamiği anlamaya hazırsan, doğru yerdesin. Çünkü bu hissi yaşayan ilk kişi sen değilsin ve kesinlikle sonuncusu da olmayacaksın.
1. Yoğun İlgi Yağmuru Sonrası Gelen Ani Kuraklık
Düşünsene… Daha birkaç gün öncesine kadar telefonun susmuyordu. Sabah “günaydın” mesajıyla uyanıyor, gece onun sesli mesajlarıyla uykuya dalıyordun. Sana ne kadar özel, ne kadar farklı olduğunu, daha önce kimseyle böyle bir bağ kurmadığını söylüyordu. Geleceğe dair hayaller kuruyor, seni avucunun içine alacak o büyülü kelimeleri özenle seçiyordu. Sen bu ilgi seline kapılmış, gardını indirmişken… birden her şey kesilir. Bıçak gibi. O günde onlarca kez çalan telefon artık sessiz. Attığın mesaja saatler, hatta günler sonra tek kelimelik bir cevap ya gelir ya gelmez. İşte bu ani ve açıklamasız kesinti, narsistik bir dinamiğin en belirgin işaretlerinden biridir. Sağlıklı bir insan ilgisini yavaş yavaş kaybedebilir ya da bir sorun varsa bunu konuşur. Ama bu yoğun idealizasyon sonrası gelen keskin sessizlik, bir kontrol mekanizmasıdır. Seni kendine bağladıktan sonra aniden geri çekilerek dengeni bozar ve seni sürekli onu düşünmeye iter. O midene oturan boşluk hissi, işte bu tutarsızlığın yarattığı bir sarsıntıdır. Tanıdık mı?
2. Haftalar Sonra Gelen ve Hiçbir Şey Olmamış Gibi Davranan O “Selam”
Tam onu unutmaya başladığın, hayatına yeniden odaklandığın, hatta belki de “Artık bitti,” diye kabullendiğin bir anda… telefonuna bir bildirim düşer. Onun adını görürsün. Kalbin bir an tekler. Mesajı açarsın: “Selam, naber?” Sadece bu. Ne bir açıklama, ne bir özür, ne de haftalardır nerede olduğuna dair tek bir kelime. Sanki dün konuşmuşsunuz da araya hiç zaman girmemiş gibi. İşte bu, narsistik istismarın en bilinen taktiklerinden biri olan “hoovering (duygusal olarak seni tekrar içine çekme çabası)”dir. Elektrik süpürgesi gibi, seni tekrar kendi dünyasına çekmeye çalışır. “Neredeydin?” diye sorduğunda alacağın cevaplar muhtemelen yuvarlak ve geçiştirici olacaktır. Asıl amaç, senin hala onun yörüngesinde olup olmadığını kontrol etmektir. Senin tepkini ölçer. Eğer ona sıcak bir karşılık verirsen, istediği narsistik kaynağı almış olur ve kontrolün hala kendisinde olduğunu hisseder. Biliyorum, o an bir yanın o ilgiyi özlemiş olabilir ama unutma, bu bir geri dönüş değil, sadece bir yoklamadır.
3. Ortadan Kaybolmasının Sorumluluğunu Sana Yüklemesi
İşin belki de en acı ve kafa karıştırıcı kısmı burasıdır. Eğer ona neden aniden ortadan kaybolduğunu soracak cesareti toplarsan, kendini bir anda sanık sandalyesinde bulursun. Onun sessizliğinin ve yokluğunun sorumlusu sihirli bir şekilde sen oluverirsin. “Sen çok yoğundun, rahatsız etmek istemedim,” diyerek seni düşünüyormuş gibi yapabilir. Ya da daha acımasızca, “Çok baskı kuruyordun,” “Bana yeterince ilgi göstermiyordun,” gibi cümlelerle topu tamamen sana atar. Bu, senin gerçekliğini sorgulatan ve kendini suçlu hissetmene neden olan bir manipülasyon taktiğidir. İç sesin “Ama bu doğru değil, asıl ilgisiz olan sendin!” diye bağırır. Ama onun kendinden emin tavrı ve seni suçlayışı, zihninde şüphe tohumları eker. “Acaba gerçekten ben mi bir hata yaptım?” diye düşünmeye başlarsın. Dur. Sağlıklı ve olgun bir insan, kendi davranışının sorumluluğunu alır. Ortadan kaybolmasının faturasını sana kesen biri, duygusal sorumluluktan kaçıyordur ve bu, narsistik eğilimlerin çok net bir yansımasıdır.
4. Gidiş ve Gelişlerin Kısır Bir Döngüye Dönüşmesi
Ve en sonunda, tüm bu parçalar birleşerek acı verici bir deseni ortaya çıkarır. Yoğun ilgi, ani sessizlik, haftalar sonra gelen bir “selam” ve eğer sorgularsan seni suçlama… Bu bir kerelik bir olay değildir. Bu bir döngüdür. Sen onu affettiğinde ya da yeniden hayatına aldığında, her şey bir süreliğine yine o masalsı başlangıca döner. İlgi, iltifatlar, güzel sözler… Ta ki bir sonraki ani kayboluşa kadar. Gider, gelir, gider, gelir. Bu döngü her tekrarlandığında, senin özgüveninden bir parça daha koparır. Seni sürekli bir belirsizlik ve endişe içinde tutar. Çünkü asıl mesele bir ilişki yaşamak değildir, asıl mesele kontroldür. O, bu döngüyü sürdürerek gücün kendisinde olduğunu hisseder. Senin duygusal istikrarınla oynayarak kendi egosunu besler. Bir de şu var: Bu döngüyü fark ettiğin an, aslında zincirleri kırmak için ilk adımı atmış olursun. Bu bir kader değil, sonlandırabileceğin bir kalıptır. Ve bu güce sahipsin.
Bu işaretleri kendi yaşadığın hikayede görmek, canını yakmış ve belki de kendini yalnız hissettirmiş olabilir. Ama şunu bilmelisin ki, bu senin hatan ya da eksikliğin değil. Bu, karşılaştığın sağlıksız bir davranış modelinin yansıması. Senin değerin, birinin telefon ekranındaki varlığına ya da yokluğuna asla bağlı değil. Yaşadığın bu deneyim, bir başarısızlık değil, kendini koruma içgüdünü keskinleştiren acı bir derstir. Artık bu desenleri tanıyorsun. Artık sessizliğin ardındaki oyunu görebiliyorsun. Bu farkındalık, senin en büyük gücün. Şimdi bu gücü, sınırlarını çizmek, kendine şefkat göstermek ve gerçekten hak ettiğin o sağlıklı, tutarlı ve güven veren sevgiyi hayatına çekmek için kullanma zamanı. Seçim senin. Her zaman senindi.
💜 Daha derine inmek istersen…
📝 Ücretsiz Testler → Testleri Keşfet
📚 Rehberlerin Hazır → E-Kitapları Keşfet
