Bazen bir şeylerin yanlış gittiğini kelimelere dökemezsin ama bütün hücrelerinle hissedersin. İçinde, tam adını koyamadığın, sürekli fısıldayan bir huzursuzluk vardır. Zihnin bahaneler üretir, mantığın durumu normalleştirmeye çalışır, hatta çevrendekiler “abarttığını” söyler. Ama o his, o içsel sezgi bir türlü susmaz. Sanki ruhunun derinliklerinde bir yerlerde bir alarm çalıyor ama sen düğmeyi bulamıyorsun. Bu satırları okuyor olman da belki o alarmın sesini biraz daha net duymaya başladığının bir işareti. Bu bir tesadüf değil. Bu, ruhunun sana “Artık yeter, beni duy” deme şekli. Bu konuda yıllardır o kadar çok kadınla konuştum ki, o ilk farkındalık anının ne kadar sancılı ama bir o kadar da kutsal olduğunu biliyorum. İşte şimdi, o sancıyı şifaya dönüştürecek o ilk adımlardan birini atmak için buradasın. Hadi, o eski albümleri raftan indirme vakti geldi.
O Fotoğraftaki Çocuğun Gözlerine Bak
Şimdi eline eski bir fotoğrafını al. Okul önlüklü, belki bayramlıklarını giymiş, dişleri dökülmüş, saçı iki yandan örgülü o küçük kızı bul. Evet, işte o. Bir anlığına dur ve sadece onun gözlerinin içine bak. Ne görüyorsun? Hayata dair merak, beklenti, belki biraz utangaçlık… Ama en çok da saf bir güven. O gözler, dünyanın güvenli bir yer olduğuna, sevginin koşulsuz olduğuna inanıyor. Henüz hayal kırıklığı nedir bilmiyor, manipülasyonun ne demek olduğunu anlamıyor. Onun için sevgi, bir oyun kadar basit ve doğal. Bak o çocuğa… Onun tek isteği görülmek, duyulmak ve olduğu gibi kabul edilmekti. O, sevilmek için bir şeyler başarmak, birilerine benzemek ya da sürekli fedakarlık yapmak zorunda olduğunu bilmiyordu. Sadece var olduğu için değerliydi. Tanıdık geldi mi bu his?
Ona Bugün Yaşadıklarını Anlatabilir miydin?
Düşünsene bir… O fotoğraftaki küçük kız karşında dursa ve sana “Büyüyünce hayat nasıl?” diye sorsa, ne cevap verirdin? Ona, sırf birisi üzülmesin diye kendi ihtiyaçlarını hiçe saydığını, “fazla hassas” olduğun söylendiği için duygularını bastırdığını, sevgi kırıntıları için ne kadar çabaladığını anlatabilir miydin? Değersiz hissettirildiğin anları, yok sayıldığın zamanları, o boğazına düğümlenen yumruları nasıl izah ederdin? O masum yüze bakıp, “Bazen seni öyle unuttum ki, seni koruyamadım” diyebilir miydin? İşte bu yüzleşme anı acıtır. Çünkü o çocuk, senin en saf, en korunmasız parçan. Ve sen, bir yetişkin olarak, onun hayalini kurduğu o güvenli hayatı ona veremediğini fark ettiğinde, içinde bir şeyler sızlar. Bu sızı, iyileşmenin başlangıcıdır.
“Ama Ben Bunları Hak Etmedim” İsyanı
İşte o an, o fotoğrafa bakarken içinden bir ses yükselmeye başlar. Önce bir fısıltı, sonra bir çığlık gibi: “Ama o bunları hak etmedi!” Evet, hak etmedi. O gülen, koşturan, hayal kuran küçük kız, duygusal olarak ihmal edilmeyi, manipüle edilmeyi, sürekli eleştirilmeyi hak etmedi. O, koşullu sevgiyi, yani sadece “uslu durursa”, “başarılı olursa”, “sorun çıkarmazsa” sevileceği bir dünyayı hak etmedi. O, sevgiyi bir ödül gibi kazanmak zorunda değildi. Ve işin asıl önemli kısmı şu ki; o çocuk hala senin içinde yaşıyor. Bugün bir yetişkin olarak maruz kaldığın her toksik davranış, her aşağılama, her yok sayılma, doğrudan içindeki o çocuğu yaralıyor. “Artık büyüdüm, dayanıklıyım” diye düşünebilirsin. Ama hayır, yara aynı yere isabet ediyor. O çocuğun yarasına.
Sevgi Bir Lütuf Değil, Doğum Hakkındı
Nasıl desem… Toplum ve büyüdüğümüz aile bize sevgiyi hep bir şartlar listesi gibi sundu. “Şunu yaparsan sevilirsin, şöyle olursan değerli olursun.” Bu zehirli denklemi o kadar içselleştirdin ki, yetişkin ilişkilerinde de sevgiyi hak etmek için sürekli bir şeyler yapman gerektiğine inandın. Sürekli verici oldun, sınırlarını aştırdın, kendi ihtiyaçlarını erteledin. Çünkü bir yerlerde, eğer yeterince çabalarsan, yeterince mükemmel olursan o “koşulsuz sevgiyi” nihayet alabileceğini umdun. Bak şimdi o fotoğrafa tekrar. O çocuğun sevgiye layık olmak için ne yapması gerekiyordu? Hiçbir şey. Sadece nefes alması yeterliydi. Sevgi ve değer, onun en temel hakkıydı. Tıpkı bugün senin olduğu gibi. Sevgi bir lütuf değil. Kazanman gereken bir madalya değil. O senin doğum hakkın.
Şimdi O Çocuğun Elini Tutma Zamanı
Biliyorum, geçmişi değiştiremezsin. O çocuğun o zamanlar duyması gerekenleri ona veremezsin. Ama bugün bir seçimin var. O fotoğraf karesinde kalmış küçük kızın ihtiyacı olan o şefkatli, koruyucu, anlayışlı yetişkin artık sensin. Ona şimdi sarılabilirsin. İçindeki o çocuğa dönüp, “Seni görüyorum. Seni duyuyorum. Artık güvendesin, ben buradayım” diyebilirsin. Toksik bir ilişkide kalmak, o çocuğu her gün yeniden terk etmektir. Sınırlarını çizmek, kendine şefkat göstermek, ihtiyaçlarını dile getirmek ise o çocuğun elini sımsıkı tutmaktır. Bu yolculuk kolay değil, sancılı… Ama sonunda, o fotoğraftaki çocuğun gözlerindeki o masum pırıltıyı kendi gözlerinde yeniden bulacaksın. Çünkü o sensin. Ve sen, her zerrenle, koşulsuz sevgiyi hak ediyorsun. Sadece bu.
O fotoğrafı cüzdanına koy. Telefonunun ekran koruyucusu yap. Zor bir karar vermen gerektiğinde, sınır çizmekte zorlandığında, kendini yine bir başkası için feda etmek üzereyken o fotoğrafa bak. Ve kendine sor: “Onun için ne yapardım?” Cevap, her zaman doğru yolu gösterecektir. İçindeki o çocuğa hak ettiği sevgiyi ve güveni verecek tek kişi sensin. Artık onun kahramanı olma vakti geldi.
💜 Daha derine inmek istersen…
📝 Ücretsiz Testler → Testleri Keşfet
📚 Rehberlerin Hazır → E-Kitapları Keşfet
