Çocukken “hissettikleriniz” geçerliydi. O zaman da, şimdi de.

Bazen insan, hayatının fon müziği gibi sürekli arkada çalan belli belirsiz bir hisle yaşar. Bir şeylerin tam oturmadığı, bir parçanın eksik olduğu hissi… Sanki elinde bir harita var ama bazı yollar silinmiş gibi. Bu hissin kaynağını ararken kendini sık sık geçmişte, çocukluğunun o puslu koridorlarında bulursun. Orada bir şeylerin yanlış gittiğini, bir şeylerin sana söylendiği gibi olmadığını içten içe hep bilirdin. Belki adını koyamazdın, belki kimseyi inandıramazdın ama o küçük bedeninle, o saf kalbinle sezinlediğin bir gerçek vardı. Bu satırları okuyor olman da bir tesadüf değil. Bu, içindeki o küçük kızın yıllardır sana fısıldadığı gerçeği artık yüksek sesle duymaya hazır olduğunun işareti. O fısıltı sana diyor ki: “Yalnız değildin, hissettiklerin gerçekti ve o zaman da şimdi de geçerli.” Bu yolculukta, o fısıltıyı güçlü bir sese dönüştürmeye başlıyoruz.

Duygusal Yok Sayılmanın Sessiz Ağırlığı

Hatırlasana o anları… Bir şeye çok üzüldüğün, belki bir oyuncağın kırıldığı ya da bir arkadaşının kalbini kırdığı o anı. Gözlerinden yaşlar süzülürken duyduğun o cümleleri: “Ağlama, bunda üzülecek ne var?”, “Ne kadar abartıyorsun!”, “Hadi, güçlü ol biraz.” İşte o an, kendi gerçeğinden koparıldığın ilk andı belki de. Senin için dünyalar kadar önemli olan bir duygu, bir başkası tarafından anlamsız ve geçersiz kılındı. Biliyorum, o anlarda hissettiğin sadece üzüntü değildi; aynı zamanda bir yalnızlık, bir görünmezlikti. Omuzlarına çöken o anlamsız ağırlık, duygularının kimse tarafından taşınmaya değer görülmemesinin ağırlığıydı. Bu durum tekrarlandıkça, kendi duygusal barometrene güvenmemeyi öğrendin. Hissettiğin şeylerin “yanlış” veya “aşırı” olduğuna inanmaya başladın. Oysa sorun sende değildi, duygularını taşıyamayan o yetişkinlerdeydi.

“Sorun Sende Değil, Ortamdaydı” Gerçeği

Bir dakika dur ve düşün… Rengarenk çiçeklerin olduğu bir bahçedesin ama toprak zehirli. O çiçekler ne kadar canlı olmaya çalışırsa çalışsın, bir süre sonra solar, değil mi? İşte senin çocukluğun da böyle bir bahçe olabilir. Sen o rengarenk, hayat dolu çiçeksin. Ama büyüdüğün ortam, yani o toprak, duygularının yeşermesine izin vermemiş olabilir. Hani, sana sürekli “hassas” veya “alıngan” olduğun söylendi ya… Belki de sen hassas değildin, sadece etrafındaki insanlar fazlasıyla duygusuz ve ihmalkardı. Bir çocuğun ağlaması, öfkelenmesi, korkması onun en doğal hakkıdır. Bunlar onun hayatta kalma ve dünyayı anlama mekanizmalarıdır. Eğer bu duygular sürekli bastırıldıysa, yok sayıldıysa, sorun senin “fazla” hissetmen değil, onların senin duygusal ihtiyaçlarını karşılayamamasıydı. Bu gerçeği kabul etmek, omuzlarındaki o haksız yükü yavaşça yere bırakmak gibidir. Nefes al.

Bedenin Hatırladıkları: Açıklayamadığın Kaygıların Kökeni

Bazen durup dururken kalbinin sıkıştığını, midene kramplar girdiğini ya da boğazında bir yumru hissettiğini fark ediyor musun? Mantıklı bir sebep bulamazsın. Her şey yolunda gibi görünür ama bedenin alarm veriyordur. İşte bu, bedenin hafızasıdır. Çocukken ifade edemediğin, içinde tutmak zorunda kaldığın her korku, her üzüntü, her öfke bir yerlere kaydedildi. Zihnin unutmuş gibi yapsa da bedenin asla unutmaz. O zamanlar yaşadığın gaslighting (kişinin kendi akıl sağlığından ve gerçeklik algısından şüphe etmesini sağlayan bir manipülasyon türü) yüzünden, “Ben mi yanlış hatırlıyorum?” diye kendini sorguladın. Ama bedenin doğruyu söylüyor. Bugün hissettiğin o tanımsız kaygı, belki de dün “Korkacak bir şey yok, yatağına git!” diye odasına yalnız gönderilen o küçük çocuğun hala bitmemiş korkusudur. Bedenin seninle konuşuyor… Onu dinleme zamanı gelmedi mi?

İçindeki Çocuğun Fısıltısı: Bugün Neye İhtiyacı Var?

Şimdi gözlerini bir anlığına kapat ve çocukluğunu düşün. O küçük kızı gör. Belki bir köşede sessizce oturuyor, belki de bir şeylere hevesle koşuyor. Onun yanına git ve eğil. Ona bugün neye ihtiyacı olduğunu sor. Belki de sadece duyulmaya ihtiyacı vardır. Belki de birinin ona sarılıp “Korkma, ben yanındayım ve seni anlıyorum” demesine… “Ama bunlar geçmişte kaldı, artık bir yetişkinim” diye düşünüyor olabilirsin içinden. Evet, sen bir yetişkinsin ve bu çok büyük bir güç. Çünkü bugün, o küçük kıza o zamanlar alamadığı şefkati, güveni ve onayı verebilecek tek kişi sensin. Onun fısıltısını duy. Başarısız olmaktan korktuğunda, aslında eleştirilmekten korkan o küçük çocuk konuşuyordur. Terk edilme kaygısı yaşadığında, yalnız bırakılan o çocuk yardım istiyordur. Onun elini tut. Onun kahramanı ol.

Geçersizliğin Mirası: Yetişkin İlişkilerindeki Yankıları

Çocukken duyguların sürekli geçersiz kılındıysa, yetişkinliğinde farkında olmadan bu dinamiği yeniden yaratacağın ilişkiler seçmen çok olası. Tanıdık geldi mi? Sana kendini sürekli yetersiz hissettiren, duygularını “aşırı” veya “mantıksız” bulan bir partner… Senin ihtiyaçlarını görmezden gelen, kendi doğrularını dayatan bir arkadaş… Bu tesadüf değil. İçindeki o küçük çocuk, hala dışarıdan bir onay, bir “Evet, hissettiklerin doğru” cümlesi arıyor. Ve bu onayı, ne acıdır ki, ona bunu en az verebilecek kişilerden, yani narsistik veya toksik partnerlerden bekliyor. Çünkü o kaos, o duygusal iniş çıkışlar, o sürekli kendini kanıtlama çabası… Hepsi çocukluktan tanıdık gelen, bildiğin tek sevgi dili. Ama artık bu döngüyü kırma gücüne sahipsin. O onayı dışarıda aramayı bırakıp kendine vermeyi seçtiğin an, her şey değişmeye başlar.

Hislerini Onaylamak: Kendine Verebileceğin En Büyük Hediye

Peki, nasıl başlayacaksın? Çok basit ama bir o kadar da devrimsel bir adımla: Hissettiğin her ne ise, onu kabul ederek. Öfkelendiğinde, “Şu an öfkeliyim ve bunun için geçerli bir sebebim var” diyerek. Üzüldüğünde, “Canım yanıyor ve bu çok normal” diyerek. Kaygılandığında, “Korkuyorum ve bu hissi yaşamaya iznim var” diyerek… Bak, kimsenin sana madalya takmasına, seni anlamasına veya onaylamasına ihtiyacın yok. İhtiyacın olan tek şey, kendi iç sesine güvenmek ve duygularının meşruluğunu kabul etmek. Bu, kendine verebileceğin en büyük hediye ve en derin şefkat eylemidir. Yıllarca susturulan o küçük kıza mikrofonu uzatmak gibidir. Bırak konuşsun, bırak anlatsın. Sen sadece dinle. Yargılamadan, eleştirmeden… Sadece dinle.

Unutma, iyileşme geçmişi silmek ya da olanları unutmak demek değildir. İyileşme, geçmişin bugünün üzerindeki gücünü kırmak demektir. Bu, o küçük, korkmuş çocuğun elini tutup ona “Artık güvendesin, ben buradayım ve seni duyuyorum” demekle başlar. Çocukken hissettiğin her duygu, her sezgi, her gözyaşı geçerliydi. O zaman da öyleydi, bugün de öyle. Artık kendi gerçeğinin arkasında durma ve hikayeni yeniden yazma zamanı. O küçük kızın hak ettiği sevgiyi ve onayı ona sen vereceksin. Çünkü sen artık hem o küçük kızsın hem de onun bilge, şefkatli kurtarıcısısın. Bu gücü içinde hisset.

💜 Daha derine inmek istersen…

📝 Ücretsiz Testler → Testleri Keşfet

📚 Rehberlerin Hazır → E-Kitapları Keşfet

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top