Bazen bir şeylerin yanlış gittiğini kelimelere dökemezsin, sadece hissedersin. İçinde bir yerde, tam olarak adını koyamadığın bir sızı başlar. Bu, yüksek sesli bir kavganın ortasında değil, genellikle en sessiz anlarda belirir. Onunla konuşurken, anlattığın bir şeye verdiği tepkide ya da en basit bir konuda bile konunun bir şekilde sana dönmesinde… Sanki görünmez bir senaryo sürekli yeniden yazılıyor ve başrol her zaman senin “hataların” oluyor. Bu his, tanıdık bir ağırlık gibi omuzlarına çöker. Kendini sorgulamaya başlarsın; belki de gerçekten sen abartıyorsun, belki de sen fazla alıngansın. Ama içindeki o bilge ses, o en derindeki sezgin, sana bunun alınganlık değil, bir örüntü olduğunu fısıldar. İşte bu fısıltıyı duyduğun an, iyileşmenin ve farkındalığın ilk adımıdır. Bu satırları okuyor olman da bir tesadüf değil; o fısıltının seni getirdiği yerdesin. Hoş geldin.
“Hep Sen Başlatıyorsun” Cümlesinin Altındaki Gizli Mesaj
Düşünsene, en haklı olduğun bir anda, duygularını, kırgınlığını ya da bir ihtiyacını dile getirdiğinde karşına bir duvar gibi dikilen o cümleyi duyuyorsun: “Ama bunu hep sen başlatıyorsun.” Bu cümle, basit bir savunma mekanizması değildir. Bu, sorumluluğun tamamını senin omuzlarına yıkan, seni konunun “sorunlu” kişisi olarak etiketleyen zehirli bir oktur. Asıl mesele, o anki tartışmanın kimin tarafından başlatıldığı değildir. Asıl mesele, onun kendi davranışlarının, sözlerinin veya eylemsizliklerinin sonuçlarıyla yüzleşmeyi tamamen reddetmesidir. Bu cümleyi kurarak sana aslında şunu söyler: “Senin duyguların geçersiz. Senin tepkilerin abartılı. Sorun bende değil, senin bu konuyu açmandır.” Bu, öyle yorucu bir oyundur ki, zamanla kendi duygularını ifade etmekten bile korkar hale gelirsin. Çünkü bilirsin ki her girişim, yine sana dönecek bir suçlamayla sonuçlanacaktır. O an kalbinin nasıl sıkıştığını biliyorum…
Suç Yansıtma (Blame Shifting): Bir Manipülasyon Sanatı
“Hep sen başlatıyorsun” demek, aslında bir blame shifting (suç yansıtma) taktiğinin en popüler versiyonudur. Bu taktikte kişi, kendi hatasını, eksikliğini veya toksik davranışını kabul etmek yerine, suçu ve utancı karşısındakine yansıtır. Şöyle ki, diyelim ki seni saatlerce bekletti ve sen de buna üzüldüğünü söyledin. Cevabı “Geç kalacağımı biliyordun, bana sürekli mesaj atıp beni germeseydin daha erken gelirdim. Sen başlattın yine gerginliği,” olabilir. Gördün mü? Konu onun sorumsuzluğundan, senin “gergin” olmana nasıl da ustalıkla kaydırıldı. Bu, zihnini bulandıran, kendini sürekli hatalı hissetmene neden olan bir sis bulutudur. Bir süre sonra bu sise o kadar alışırsın ki, güneşli bir günün nasıl bir his olduğunu bile unutursun. “Belki de gerçekten ben onu geriyorum,” diye düşünmüş olabilirsin. Hayır. Sen sadece normal bir beklentini dile getirdin. Bu kadar basit.
Sorumluluk Almayan Bir Zihnin Anatomisi
Peki, bir insan neden sorumluluk almaktan bu kadar kaçar? Bak, bunun altında genellikle derin bir kırılganlık ve yetersizlik hissi yatar. Sorumluluk almak, hatalı olabileceğini, mükemmel olmadığını kabul etmektir. Narsistik eğilimleri olan veya derin ego yaralarına sahip biri için “hatalı olmak” demek, “değersiz olmak” ile eş anlamlıdır. Bu onlar için dayanılmaz bir duygudur. Hata yaptıklarını kabul ettikleri an, özenle inşa ettikleri o sahte “mükemmel benlik” imajı yerle bir olur. İşte bu yüzden, o enkazın altında kalmamak için tüm suçu sana yıkarlar. Senin üzülmen, kırılman, yorulman… Bunların hiçbiri, onların o an hissedeceği utanç ve yetersizlik duygusu kadar önemli değildir. Onlar için hayatta kalma mücadelesi budur. Ama unutma, onun hayatta kalma mücadelesi, senin ruhunu tüketmek zorunda değil.
Bu Döngü Seni Nasıl Tüketir?
Bu sürekli suçlanma hali, zamanla içindeki yaşam enerjisini bir hortum gibi çeker. Başlarda kendini savunmaya çalışırsın, mantıklı açıklamalar yaparsın, kanıtlar sunarsın. Ama nafile. Her seferinde aynı duvara çarparsın. Bir süre sonra, savaşmaktan yorulursun. İşte en tehlikeli evre de budur. Artık kendini savunmayı bırakırsın çünkü bir işe yaramadığını bilirsin. Sessizleşirsin. Kendi gerçekliğinden şüphe etmeye başlarsın. Gaslighting (gerçekliği sorgulatma) etkileriyle birleşen bu durum, öz saygını ve öz değerini yavaş yavaş kemirir. İçindeki o canlı, neşeli, kendini ifade etmekten çekinmeyen kadın, yerini sürekli tetikte olan, her an yanlış bir şey yapmaktan korkan, yorgun birine bırakır. Tanıdık mı bu his? O sessizliğin içindeki çığlığı duyabiliyorum.
“Hayır, Ben Başlatmadım” Demenin Gücü
Bir gün, belki de en beklemediğin bir anda, tükenmişliğin zirvesindeyken içinde bir şey kırılır. Artık o suçu üzerine almayı reddedersin. Bu, bağırıp çağırarak olmak zorunda değil. Bazen en büyük devrimler, en sessiz anlarda gerçekleşir. Onun “Yine sen başlattın” cümlesine karşı, sakince ve net bir şekilde, “Hayır. Ben sadece hissettiklerimi söyledim. Davranışının sorumluluğunu almayı reddediyorsun ve bu benim sorunum değil,” dediğin an… İşte o an, oyunun kurallarını yeniden yazdığın andır. Bu cümleyi kurmak kolay değil, biliyorum. Belki de yıllarca sustuktan sonra sesini bulmak, titrek bir fısıltı gibi çıkacaktır. Ama o fısıltı, senin özgürlüğe attığın ilk adımdır. Karşındaki muhtemelen öfkelenecek, seni daha da fazla manipüle etmeye çalışacaktır. Ama sen o çizgiyi çektiğinde, artık eski sen olmadığını anlamaya başlayacaktır.
Kendi Hikayenin Yazarı Olmak
Unutma, sen onun sana anlattığı hikayedeki “sorunlu karakter” değilsin. Sen, kendi hikayenin yazarısın. “Hep sen başlatıyorsun” diyen biri, sana sadece kendi korkularını ve yetersizliklerini yansıtan çatlak bir ayna tutar. O aynaya bakıp sana gösterilen o sahte görüntüyü kabul etmek zorunda değilsin. Artık o aynayı yavaşça yere bırakma ve kendi gerçek yansımanı arama zamanı. Bu, kendi duygularına sahip çıkmak, ihtiyaçlarını önemsemek ve en önemlisi, bir başkasının sorumluluktan kaçışının faturasını ödemeyi reddetmek demektir. Bu yolculukta yalnız değilsin. İçindeki o bilge ses, artık sadece fısıldamıyor. Artık sana yol gösteriyor. Onu dinle. O, en doğru pusulan.
Ve en önemlisi, bu cümlenin bir motto gibi zihninde yer etmesine izin ver: Hep sen başlatıyorsun diyen biri, hiçbir zaman sorumluluk almayacaktır. Bu bir fikir değil, bir gerçektir. Bu gerçeği kabul ettiğinde, beklentilerini yeniden şekillendirir ve enerjini boşa harcamayı bırakırsın. Artık enerjini, ondan sorumluluk almasını beklemeye değil, kendi iyileşme yolunu inşa etmeye harcayabilirsin. Bu, gücünü geri almanın en net yoludur.
💜 Daha derine inmek istersen…
📝 Ücretsiz Testler → Testleri Keşfet
📚 Rehberlerin Hazır → E-Kitapları Keşfet
